Bir Balayı Hikayesi – Endonezya, Bali

1Endonezya, Bali

Taş düşürmenin eşiğinde bir böbrekle atlatılan bir kına, nikah ve akşamında sabaha kadar süren deli bir parti ve finalinde, çılgınca geçen bir düğün düşünün. Ve bu yoğunluğun ardından aktarmayla birlikte 24 saat süren bir uçak yolculuğu. Deyim yerindeyse 40 gün 40 gece süren bir kutlama. Tabii stresli dediğime bakmayın, her anı harika ve unutulmazdı. 🙂

Balayı kelimesini kullanmayı pek sevmesemde adet yerini bulsun. Uzunca bir süre düşündük nereye gitmeliyiz diye. Yunanistan ilk fikrimizdi fakat yaptığımız hesaplar sonucunda gördük ki komşu bize bayağı pahalıya patlayacak.

5Madem öyle bizde bu parayı gidebileceğimiz en uzak yerde harcayalım dedik ve Asya kıtasında, Bali’de karar kıldık. Normal bir tatilimizde Bali’ye gidebilir miydik? Belki gidebilirdik ama bir veya iki haftalık iznimiz için o yolu göze alamazdık heralde diye düşünüyorum. Keza iyiki balayı için Bali’yi seçmişiz, her dakikası inanılmazdı.

2Düğünün ertesi günü, sabah soluğu Kapalıçarşı’da aldık. Altınları bozdurduk ve doğru havalimanına. İkimiz de ilk defa bu kadar uzun bir uçak yolculuğu yapıyorduk. Heyecandan olsa gerek hiçbir yorgunluk belirtisi yoktu. Aktarma dahil 24 saat süren bir yolculuktan sonra, işte Endonezya’daydık.

3Denpasar’da havalimanından alındık ve rüya yolculuk başladı. Bali’de ilk dikkatimi çeken şey şehirdeki motor kullanımı. Yedisinden yetmişine herkes motor kullanıyor ve hususi araç yok denecek kadar az. Endonezya’nın para birimi rupiah ve en büyük para 100000Rp. İnanılmaz ama 100000Rp sadece 18TL’ye denk geliyor.

7Herşeyden önce şunuda belirtmekte fayda var, 10 günlük bir tatil için gittik ve 2 gününü Payangan’daki Dara Ayu otelinde kalmak üzere planladık. Dara Ayu kelimenin tam anlamıyla rüya gibi bir butik otel. Şaşkınlıktan ağzımızı bir süre değil 2 gün kapatamadık. 🙂 Etraftaki pirinç tarlaları, oteldeki 20 metrelik sonsuzluk havuzu, her villada bulunan gömme taş küvetli açık banyolarıyla bir efsaneydi. Gecelik oda fiyatı ise sadece 300TL!

13Sabah erkenden kalkıp, ağzımız kulaklarımızda etrafı keşfe çıktık. Havalimanına bizi almaya gelen Adi (otel çalışanı), orada kaldığımız sürece bize rehberlik edecekti. Bu da otelin bir diğer güzel hizmeti. Otelde kahvaltımızı yaptığımız sırada Adi elimize bir liste tutuşturdu ve yarım saat sonra buluşmak için sözleştik. Asya mutfağının bize pek hitap etmediğini söylemeliyim. Herşey fazla baharatlı, pirinçli ve muzlu. 🙂 Yumurtayı gördüğüme hiç bu kadar sevinmemiştim daha önce.

6Kahvaltıdan sonra üstümüzü değiştirmek için odamıza gidiyoruz. Suitin güzelliğini anlatmayacağım, fotoğraflar yetecektir diye umuyorum. Yaklaşık 20 metre yüksekliğinde bambulardan yapılmış tavanı, açık banyosu, önündeki küçük havuzu, bolca yeşili ve huzuruyla anlatılmaz yaşanır.

Bali’yi keşfe hazırız. Bahsi geçen liste, bir nevi Bali’de yapılacaklar listesi. Tapınaklar, hayvanat bahçeleri, alışveriş için gidilebilecek yerler, yerel dans gösterileri vs. İlk seçimimiz Bali’nin hatırı sayılır büyük tapınaklarından biri oluyor. Asyalılar tahtayı ve taşı nasıl işleyeceklerini iyi biliyorlar. Gözünüzün çarptığı en ufak yerde bile bir detay var. Tapınaklar ise bu sanattan fazlasıyla nasibini almış.

11Kocaman bir havuz düşünün, 20-30 kadar taş musluktan tazyikli su akıyor. Suda rengarenk balıklar, rengarenk çiçekler var. Her musluk bir tanrıyı temsil ediyor. Her musluk başında tütsüler yanıyor. Her yaştan insan burada ibadet ediyor. Tütsülerini yakıyorlar, suya girip, sırasıyla bütün taşlardan akan suyla yıkanıp, dua ediyorlar.

10Bu benzersiz deneyimi bizde sevdicekle es geçemiyoruz tabii. Kendimizce bu ritüeli yerine getiriyoruz.
Çocuklar hem ibadet ediyor, hemde suyun tadını çıkarıyorlar. Çocuk heryerde çocuk. 🙂

16Bu ruhani yolculuktan sonra karnımız acıkıyor ve Pangkon Bali Restaurant’a gidiyoruz. Pirinç tarlalarına komşu bu restaurantta, tahta masalarda oturup, biraz deniz ürünlerinden, biraz yerel yemeklerden tadıyoruz. Kalamarı, şimdiye kadar yediğim kalamarlar arasında en taze ve leziz olanlardan.
Karnımız tok, sırtımız pek bir sonraki maceramız için yola çıkıyoruz.

14Hiç hayvanat bahçesine gitmemiş biri olarak ilk defa fil göreceğim için heyecanlıyım. Kocaman bir ormana giriyoruz, filler için herşey düşünülmüş. Suya girip şakalaşan filleri gözlerim parıl parıl izliyorum. Kendileriyle oldukça eğlenceli anlar yaşıyoruz. Bir orman turu atıyoruz, bizi gezdiren filin ismi Mona’ymış. Kendisi parktaki en çapkın fillerdenmiş, öyle diyor rehberimiz.

15Kahve sevenler duymuştur, Luwak kahvesi dünyanın en pahalı kahvelerindendir. Sincapvari bir hayvanın yediği ve sonrasında dışkıladığı kahve çekirdeklerinden üretilmektedir. Bizde bu hayvanların yaşadığı ve her türlü kahvenin gözler önünde çekilip, servis edildiği yere gidiyoruz.

Bazılarının tiksindiği bu hayvancığın kendisi de, kahvesi de ayrı güzel. Luwak kahvesi alana 20 çeşit tadımlık çay ve kahve geliyor. Luwak kahvesi, türk kahvesi gibi pişirilerek yapılıyor. Sert, yoğun bir tadı var. Envai çeşit çay ve kahveden favorim Mocha, Coconut ve Lemonade. Zulamı dolduruyorum. 🙂
Başında dediğim gibi, Payangan’da 2 gün kalıyoruz ve zaman çabucak geçiyor. 2. gün otelin keyfini çıkarıyoruz.

Gündüz yeşiliyle, kartpostallara benzer haliyle bizi huzura boğan otel gece ateşböceklerinin sesiyle ve sonsuz karanlığıyla bizi büyülüyor. Şarabımızı içip, ertesi gün gideceğimiz Gili Trawangan’ı düşünüyoruz.

 

Bir Yorum Yazın

Lütfen değeri girin * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Site İçi Arama

Sayfamızı Beğenin